Batılı büyükelçilikler Rusya'nın tehdidine rağmen Kiev'de kalıyor
Rusya Dışişleri Bakanlığı 3 Ekim'de yabancı diplomatları Kiev'i terk etmeleri konusunda uyardı ve büyük çaplı saldırılar düzenlemekle tehdit etti. ABD dahil çok sayıda Batılı ülkenin büyükelçiliği kamuoyuna yaptıkları açıklamalarla başkentteki faaliyetlerini sürdüreceklerini duyurdu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio 5 Ekim'de ABD Büyükelçiliği'nin tahliye edilmeyeceğini ve Washington'ın kendi kararını vereceğini söyledi.
Öne çıkanlar
- Rusya Dışişleri Bakanlığı 3 Ekim'de yabancı diplomat ve vatandaşlara Kiev'i terk etmelerini, aksi halde sorumluluğun kendilerine ait olacağını söyledi.
- ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio 5 Ekim'de ABD'nin Kiev Büyükelçiliği'nin çalışmaya devam edeceğini ve Washington'ın güvenliğe ilişkin kararı kendisinin vereceğini açıkladı.
- İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Slovakya, Slovenya, Finlandiya, Litvanya, Letonya, İsveç, Avusturya, Arnavutluk, Polonya, Estonya, Macaristan dahil çok sayıda AB ülkesi büyükelçiliği Kiev'de kaldıklarını açıkladı.
- Büyükelçilikler ortak açıklamalarında Rusya'nın Viyana Sözleşmesi'ne ve uluslararası insancıl hukuk normlarına uyması gerektiğini vurguladı.
- AB'nin Ukrayna Büyükelçisi Katarina Maternova (Katarína Mathernová) yabancı diplomatların hayatlarını riske atabileceği uyarısına karşılık AB'nin 'Burada kalıyoruz' yanıtını verdiğini söyledi.
- Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ortak partnerlerden herhangi bir relokasyon talebi veya bildirimi almadığını açıkladı.
- The Guardian Batılı ülkelerin olası bir çekilme durumuna karşı büyükelçilikleri Lviv'e veya doğu Polonya'ya taşıma planları geliştirdiğini bildirdi.
Neden önemli
Rusya'nın Kiev'i terk etme çağrısı, Batılı diplomatik varlığı baskı altına almak ve Ukrayna'ya verilen desteğin görünür simgesini zayıflatmak amacıyla yapılan kasıtlı bir girişimdir. Batılı büyükelçiliklerin Viyana Sözleşmesi'ne atıf yaparak verdikleri toplu yanıt, Moskova'nın tehditlerine karşı diplomatik bir cephe oluşturuyor. ABD Dışişleri Bakanı'nın Washington'ın kararı kendisinin vereceğini söylemesi, ABD'nin Kiev'deki angajmanını sürdürme yönündeki açık tutumunu yansıtıyor. The Guardian'ın aktardığı özel tahliye planları ile kamuya yansıyan 'kalıyoruz' söylemi arasındaki gerilim, diplomatik hazırlık ile kamusal duruş arasındaki ayrımı gözler önüne seriyor.
Ne oldu
Rusya Dışişleri Bakanlığı 3 Ekim 2026'da yabancı diplomatları ve vatandaşları Kiev'den ayrılmaları, aksi takdirde olası sonuçların sorumluluğunun kendilerine ait olacağı yönünde uyardı; bu uyarıyı büyük çaplı yeni saldırılar düzenleneceği tehdidiyle birlikte yaptı. Aynı gün çok sayıda Batılı büyükelçilik – İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Slovakya, Slovenya, Finlandiya, Litvanya, Letonya, İsveç, Avusturya ve Arnavutluk dahil – Kiev'deki faaliyetlerini sürdüreceklerini açıkladı. Ortak mesajlarında 'Kiev'de kalıyoruz' ifadesini kullanan büyükelçilikler, Rusya'nın Viyana Sözleşmesi ile uluslararası insancıl hukuk normlarına uyması gerektiğini vurguladı. 5 Ekim'de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Büyükelçiliği'nin Kiev'deki çalışmalarına devam edeceğini ve Washington'ın Amerikalı diplomatların güvenliğine ilişkin kararı kendisinin vereceğini söyledi. AB'nin Ukrayna Büyükelçisi Katarína Mathernová, AB Delegasyonu ile tüm AB üyesi ülke büyükelçiliklerinin başkentte kalmayı sürdüreceğini, Rusya'nın tehdidine AB'nin 'Burada kalıyoruz' yanıtını verdiğini belirtti. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ise yabancı ortaklardan herhangi bir relokasyon talebi almadıklarını bildirdi.
Ukrayna kaynakları olayı nasıl aktarıyor
Ukrayna kaynaklı haberler Rusya'nın 3 Ekim'deki uyarısını ve Batılı büyükelçiliklerin toplu reddiyesini öne çıkararak bunu Moskova'nın girişimine karşı diplomatik bir yaptırım olarak sunuyor. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heorhiy Tykhyi'nin herhangi bir relokasyon planı olmadığına ilişkin açıklaması ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha'nın diplomatik misyonlara teşekkürü, Batılı varlığın sarsılmazlığını vurgulayan çerçevenin parçası olarak aktarılıyor. AB Büyükelçisi Maternova'nın ve Avrupa Komisyonu'nun dayanışma mesajları, Ukrayna'nın özellikle AB cephesinden aldığı desteğin altını çiziyor. Başkan Zelensky'nin Rusya'nın artan saldırılarına karşı Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılacağı yönündeki açıklaması, Kiev'in askeri yanıtını da bağlama yerleştiriyor.
Uluslararası kaynaklar olayı nasıl aktarıyor
İngilizce yayın yapan tek Ukrayna dışı kaynak olan bir Azerbaycan ajansı haberi, Marco Rubio'nun tutumunu ABD Büyükelçiliği'nin faaliyetlerinin askıya alınmasını tamamen dışlamadığı şeklinde çerçeveleyerek baskın 'burada kalıyoruz' anlatısından daha temkinli bir ton kullanıyor. The Guardian'ın uluslararası raporlaması ise Batılı diplomatların olası bir çekilme durumuna karşı Lviv'e veya doğu Polonya'ya yönelik özel tahliye planları geliştirdiği ayrıntısını öne çıkararak kamuya yansıyan duruşla perde arkası hazırlık arasındaki farkı görünür kılıyor.
Haberlerin ayrıştığı noktalar
The Guardian, Batılı ülkelerin büyükelçilikleri Kiev'den Lviv'e veya doğu Polonya'ya taşımak üzere özel olarak planlar geliştirdiğini bildirdi; Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ise yabancı ortaklardan bu yönde herhangi bir bildirim ya da talep gelmediğini açıkladı. Çoğu Ukrayna ve Batılı kaynak Rubio'nun açıklamasını ABD Büyükelçiliği'nin Kiev'de kalacağı şeklinde aktarırken, bir haberin başlığı Rubio'nun ABD Büyükelçiliği'nin faaliyetlerinin askıya alınabileceğini dışlamadığı yönündeki yorumunu taşıyor.
Arka plan
30 Eylül'de Kiev Belediye Başkanı Vitali Klitschko, başkente düzenlenen Rus saldırılarının ardından kentin Şevçenkivskyi semtindeki bir Batılı büyükelçilik arazisinde enkaz parçaları bulunduğunu açıkladı. Zelensıky 3 Ekim'de Reuters'a verdiği mülakatta, Rusya'nın Kiev ve diğer kentlerdeki sakinleri göçe zorlamaya yönelik saldırılarının artırılmasına karşılık Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'nin Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştıracağını söyledi. Rusya mayıs ayında diplomatları yönelik benzer bir uyarıda bulunmuş, ülke liderleri bu tehdidi reddetmişti; 3 Ekim'deki uyarı Rus Dışişleri Bakanlığı tarafından 'tekrarlanan' bir bildirim olarak çerçevelendi.